Anlamlar
1.) a.
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı.
2.) sf.
Tadı bu nitelikte olan.
“Acı kahvesini yudumluyordu.”
T. Buğra
3.) a.
Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap.
“Omuzlarına kadar vücudun derisini haşlayan bayıltıcı yanma acısı ve dehşeti çok sürmedi.”
P. Safa
4.) a.; mec.
Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem.
“İnsan, ölümün acısını en çok günün iki uzak saatinde hissetmektedir.”
Y. Z. Ortaç
5.) sf.
Çarpıcı, göz alıcı (renk).
6.) sf.; mec.
Keskin, şiddetli.
“Acı poyraz kuvvetle esiyordu.”
O. Kemal
7.) sf.; mec.
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü.
8.) a.
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı:
9.) sf.
Tadı bu nitelikte olan:
“Acı kahvesini yudumluyor-du.”
T. Buğra.
10.) a.
Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap:
“Omuzlarına kadar vücudun derisini haşla-yan bayıltıcı yanma acısı ve dehşeti çok sürmedi.”
P. Safa.
11.) a.; mec.
Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem:
“Insan, ölümün acısını en çok günün iki uzak saatinde hissetmektedir.”
Y. Z. Ortaç.
12.) s/.
Çarpıcı, göz alıcı (renk).
13.) sf.; mec.
Keskin, şiddetli:
“Acı poyraz kuvvetle esiyordu.”
O. Kemal.