Sözlük

0 kelime seçildi
TÜMÜ A B C Ç D E F G Ğ H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
ab
Köken: Far.
aba
Kaba yün kumaş veya bu kumaştan yapılmış giysi.
Köken: Ar.
abadi
Köken: Far.
abajur
Köken: Fr.
abaküs
Köken: Fr.
abandone
Köken: Fr.
abanoz
Köken: Yun.
abașo
Köken: Rum.
abaşo
Köken: Rum.
abat
Köken: Far.
Abbas
Köken: Ar.
abdal
Köken: Ar.
abdest
Köken: Far.
abdesthane
Köken: Far.
abdiâciz
Köken: Ar.
abdülleziz
Köken: Ar.
aberasyon
Köken: Fr.
abes
Köken: Ar.
abeslang
Köken: Fr.
abıhayat
Köken: Far.
abıkevser
Köken: Far.
abide
Köken: Ar.
abidevi
Köken: Ar.
abis
Köken: Fr.
abiye
Köken: Fr.
ablatif
Köken: Fr.
ablatya
Köken: Rum.
abli
Köken: Rum.
abluka
Köken: İt.
abone
Köken: Fr.
abonman
Köken: Fr.
aborda
Köken: İt.
Aborjin
Köken: Fr.
abrakadabra
Köken: Fr.
abraş
Köken: Ar.
absent
Köken: Fr.
absorbe
Köken: Fr.
abstraksiyon
Köken: Fr.
abstraksiyonist
Köken: Fr.
abstraksiyonizm
Köken: Fr.
abstre
Köken: Fr.
absürt
Köken: Fr.
abuhava
Köken: Far.
abuli
Köken: Fr.
abus
Köken: Ar.
acaba
Köken: Ar.
acar
Köken: Ar.
ace
Köken: İng.
acele
Köken: Ar.
acelerando
Köken: İt.
aceleten
Köken: Ar.
acem
Köken: Ar.
acemaşiran
Köken: Ar.
acembuselik
Köken: Ar.
acemi
Köken: Ar.
acemkürdi
Köken: Ar.
acente
Köken: İt.
acep
Köken: Ar.
aceze
Köken: Ar.
acibe
Köken: Ar.
acil
Köken: Ar.
acilen
Köken: Ar.
aciliyet
Köken: Ar.
aciz
Köken: Ar.
âciz
Köken: Ar.
âcizane
Köken: Ar.
acube
Köken: Ar.
acul
Köken: Ar.
acuze
Köken: Ar.
acve
Köken: Ar.
acyo
Köken: Fr.
açelya
Köken: Rum.
açıkağız
Turpgillerden bir bitki.
Köken: açık; ağız
açıkça
Gizli bir yönü kalmaksızın, kolay anlaşılır biçimde.
Köken: açık
açıkçası
Açık söylemek gerekirse, Türkçesi.
Köken: açıkça
açıkçı
Borsada fiyat dalgalanmalarından yararlanarak açıktan para kazanan kimse.
Köken: açık
açıkgöz
Köken: Türkçe açık + göz birleşik yapısından.
açıkgözlük
Köken: Türkçe açıkgöz + -lük.
açıkgözlülük
Köken: Türkçe açıkgözlü + -lük.
açıklama
Bir konuyu aydınlatma, izah.
Köken: Türkçe açık kökünden açıklamak fiili ve -ma ad-fiil ekiyle t
açıklamak
Bir konuyu anlaşılır duruma getirmek, izah etmek.
Köken: Türkçe açık kökünden açıklamak fiili; “açık hâle getirmek, a
açıklamalı
Açıklamalarla anlaşılması kolaylaştırılmış.
açıklanabilir
Anlaşılır duruma getirilebilen.
açıklanabilirlik
Açıklanabilir olma durumu.
açıklanabilme
Açıklanabilmek işi.
açıklanabilmek
Anlaşılır hâle getirilebilme imkânı bulunmak.
açıklanan
Açıklamalar sonunda ortaya çıkması beklenen kavram.
açıklanış
Açıklanma işi.
Köken: açıklan-
açıklanma
Açıklanmak işi.
Köken: açıklan-
açıklanmak
Açıklama işi yapılmak, izah edilmek, ifşa edilmek.
Köken: açıklan-
açıklaşma
Açıklaşmak durumu.
Köken: açıklaş-
açıklaşmak
Açık duruma gelmek; rengi açılmak.
Köken: açıklaş-
açıklaştırabilme
Açıklaştırabilmek işi.
Köken: açıklaştırabil-
açıklaştırabilmek
Daha açık bir duruma getirme ihtimali veya imkânı bulunmak.
Köken: açıklaştırabil-
açıklaştırılma
Açıklaştırılmak işi.
Köken: açıklaştırıl-
açıklaştırılmak
Açıklaştırma işine konu olmak.
Köken: açıklaştırıl-
açıklaştırma
Açıklaştırmak işi.
Köken: açıklaştır-
açıklaştırmak
Açık duruma getirmek; rengini açtırmak.
Köken: açıklaştır-
açıklatabilme
Açıklatabilmek işi.
Köken: açıklatabil-
açıklatabilmek
Açıklamasını veya açıklanmasını sağlama ihtimali veya imkânı bulunmak.
Köken: açıklatabil-
açıklatma
Açıklatmak işi.
Köken: açıklat-
açıklatmak
Açıklamasını sağlamak.
Köken: açıklat-
açıklattırma
Açıklattırmak işi.
Köken: açıklattır-
açıklattırmak
Açıklatma işini yaptırmak.
Köken: açıklattır-
açıklayabilme
Açıklayabilmek işi.
Köken: açıklayabil-
açıklayabilmek
Açıklama ihtimali, imkânı veya becerisi bulunmak.
Köken: açıklayabil-
açıklayan
Açıklanan.
Köken: açıklayan
açıklayıcı
Bir sorunu gerekli açıklığa kavuşturan; kendinden önce gelen kelimeyi belirten.
Köken: açıklayıcı
açıklayıcılık
Açıklayıcı olma durumu.
Köken: açıklayıcı
açıklayış
Açıklama işi.
Köken: açıklay-
açıklayıverme
Açıklayıvermek işi.
Köken: açıklayıver-
açıklayıvermek
Çabucak veya kolayca açıklamak.
Köken: Türkçe açıkla- fiiline -yıvermek tezlik birleşik fiil yapısı
açıklık
Açık olma durumu; mesafe; boş ve geniş yer; duruluk.
Köken: Türkçe açık sözüne +lık eki getirilerek oluşmuştur.
açıklıkla
Açık bir biçimde, açık olarak.
açıklıkölçer
Bir mikroskobun açıklığını ölçmeye yarayan alet.
Köken: Türkçe açıklık + ölçer sözlerinden oluşmuş birleşik addır.
açıktan
Bir yerin uzağından; dışarıdan; bütçeye bağlı kalmaksızın; ayrıca, ek olarak.
açılabilme
Açılabilmek işi.
açılabilmek
Açılma ihtimali veya imkânı bulunmak.
açılama
Güç bir sahnenin çeşitli açılardan çekiminin yapılması.
açılım
Açılma işi; yenilik yapma; yeni bakış açısı getirme; sağ açıklık; açık biçim.
Köken: Türkçe açıl- fiiline -ım eki getirilerek oluşmuştur.
açılış
Açılma işi; yeni bir yapının, yerin veya kuruluşun çalışmaya başlaması.
açılıverme
Açılıvermek işi.
açılıvermek
Çabucak ve ansızın açılmak.
açılma
Açılmak işi; çatlama; filmde karanlıktan aydınlığa geçiş; sporda dağınık düzene girme.
açılmak
Açma işine konu olmak; çeşitli anlamlarda açıklığa, genişliğe, ferahlığa veya yeni duruma geçmek.
açım
Açma, açılış, küşat.
açımlama
Açımlamak işi.
açımlamak
Bir sorunu veya konuyu ele alıp en ince noktasına kadar gözden geçirerek anlatmak.
açımlanış
Açımlanma işi.
açımlanma
Açımlanmak işi.
açımlanmak
Açımlama işine konu olmak.
açımlayış
Açımlama işi.
açındırma
Açındırmak işi.
açındırmak
Açınmasını sağlamak; bir yüzeyi düzleme yaymak; filmi kimyasal işlemden geçirmek.
açınım
Açınma işi; bir cismin yüzeylerinin açılıp bir düzlem üzerine yayılması.
açınma
Açınmak işi.
açınmak
Gelişmek; içindeki yetenekler uyanarak amacına varmak.
açınsama
Açınsamak işi.
açınsamak
Bir yerin özelliklerini ortaya çıkarmak için araştırma ve inceleme yapmak.
açıortay
Bir açıyı, ölçüleri birbirine eşit olan iki açısal bölgeye ayıran doğru parçası.
Köken: Türkçe açı + ortay sözlerinden oluşmuş matematik terimidir.
açıölçer
İletki.
Köken: Türkçe açı + ölçer sözlerinden oluşmuş birleşik addır.
açısal
Açı ile ilgili.
Köken: Türkçe açı sözüne +sal eki getirilerek oluşmuştur.
açısallık
Açısal olma durumu.
açış
Açma işi.
açıt
Bir duvarda kapı, pencere, açlık kemerleme vb. bölümler için bırakılmış açıklık.
açıverme
Açıvermek işi.
açıvermek
Ansızın veya çabucak açmak.
açkı
Yüzeyi düzleştirip parlatma; demircilikte kullanılan araç; anahtar; açma aracı.
açkıcı
Açkı yapan kimse; anahtarcı.
açkıcılık
Açkıcının yaptığı iş.
açkılama
Açkılamak işi.
açkılamak
Açkı ile parlatmak.
açkılanma
Açkılanmak işi.
açkılanmak
Açkı yapılmak, perdahlanmak.
açkılatılma
Açkılatılmak işi.
açkılatılmak
Açkılatma işine konu olmak.
açkılatma
Açkılatmak işi.
açkılatmak
Açkı işi yaptırmak, perdahlatmak.
açkılı
Açkı yapılmış, perdahlanmış.
açkısız
Açkı yapılmamış, perdahlanmamış.
açlık
Aç olma durumu; kıtlık; aşırı istek.
Köken: Türkçe aç sözüne +lık eki getirilerek oluşmuştur.
açma
Açmak işi; tarıma elverişli duruma getirilen arazi; bir tür yağlı çörek.
açmacı
Açma yapan veya satan kimse.
açmacılık
Açmacının yaptığı iş.
açmak
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek; başlatmak; genişletmek; görünür veya işler duruma getirmek.
açmalık
Kiri çıkarmak veya eşyayı iyice temizlemek için kullanılan her türlü madde.
açmaz
Satrançta taşın oynatılamaması; nükteye zemin veren söz; içinden zor çıkılır durum.
açmazlık
Açmaz olma durumu; ağzı sıkı olma durumu.
açtırabilme
Açtırabilmek işi.
açtırabilmek
Açmasını veya açılmasını sağlamak; açtırmaya becerisi bulunmak.
açtırılma
Açtırılmak işi.
açtırılmak
Açtırma işi yaptırılmak.
açtırış
Açtırma işi.
açtırma
Açtırmak işi.
açtırmak
Açma işini yaptırmak.
ad
Bir kimseyi veya şeyi anlatmaya, tanımlamaya, açıklamaya, bildirmeye yarayan söz; isim; ün; dil bilgisinde varlık ve kavramları bildiren kelime.
Köken: Ar. 'add
ada
Deniz veya göl suları ile çevrilmiş küçük kara parçası; trafikte veya imarda ayrılmış alan.
adabımuaşeret
Görgü kuralları.
Köken: Ar. ādāb + mu'āşeret
adacık
Küçük ada.
adacyo
Yavaş, ağır bir biçimde çalınan beste.
Köken: İt. adagio
adak
Adanılan şey.
adaklama
Adaklamak işi.
adaklamak
Küçük çocuk yürümeye başlamak.
adaklanma
Nişanlanma.
adaklanmak
Nişanlanmak.
adaklı
Bingöl iline bağlı ilçelerden biri.
adaklık
Adak adanan yer; adak olarak ayrılmış hayvan.
adaksız
Adağı olmayan; halk ağzında nişanlı olmayan.
Adalar
İstanbul iline bağlı ilçelerden biri.
adale
Kas.
Köken: Ar. 'adale
adaleli
Kaslı.
adalesiz
Kassız.
adalet
Hakların sağlanması; hak ve hukuka uygunluk; adalet kurumları; doğruluk.
Köken: Ar. 'adālet
adaletlilik
Adaletli olma durumu.
adaletsiz
Adalete aykırı düşen; adaleti olmayan.
adaletsizce
Adaletsiz bir biçimde.
adaletsizlik
Adalete aykırı olma durumu.
adalı
Ada halkından olan kimse.
adalılık
Adalı olma durumu.
adam
İnsan; erkek kişi; görevli veya destekçi kimse; güvenilir kimse; eş, koca.
Köken: Ar. ādem
adama
Adamak işi.
adamak
Bir dileğin gerçekleşmesi için niyette bulunmak; kendini feda etmeye söz vermek; ayırmak; ithaf etmek.
adamakıllı
Gereğinden çok, iyice, bir güzel, bir temiz.
adamca
İnsana yaraşır biçimde; insan sayısı bakımından.
adamcağız
Kendisine sevgi veya acıma duyulan erkek.
adamcık
Kendisine acınılan kimse; yerilen, küçümsenen kimse.
adamcıl
İnsandan ürkmeyen, insana alışmış olan, insana sokulan.
adamcıllık
Adamcıl olma durumu.
adamış
Adanma işi.
adamkökü
Adamotu.
adamlık
İnsanlık; yabanlık.
adamotu
Patlıcangillerden çok yıllık bir bitki.
adamsız
Adam olmadan; erkeksiz, kocasız; güvenecek kimsesi olmayan.
adamsızlık
Adamsız olma durumu.
Adana
Türkiye'nin Akdeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.
Adanalı
Adana ilinden olan kimse.
Adanalılık
Adanalı olma durumu.
adanma
Adanmak işi.
adanmak
Adama işine konu olmak.
adap
Töre; yol yordam.
Köken: Ar. ādāb
Adapazarı
Sakarya iline bağlı ilçelerden biri.
adaptasyon
Uyarlama.
Köken: Fr. adaptation
adapte
Uyarlanmış.
Köken: Fr. adapté
adaptör
Parçaları bağlayan veya elektrik akımını ayarlayan alet.
Köken: Fr. adapteur
adaş
Adları aynı olanlardan her biri.
adaşlık
Adaş olma, aynı adı taşıma durumu.
adatış
Adatma işi.
adatma
Adatmak işi.
adatmak
Adama işini yaptırmak.
adavet
Düşmanlık.
Köken: Ar. 'adāvet
aday
Bir görev veya iş için kendini ileri süren ya da başkalarınca ileri sürülen kimse; bir iş için yetiştirilen kimse.
adayabilme
Adayabilmek işi.
adayabilmek
Adama ihtimali veya imkânı bulunmak; adama becerisi bulunmak.
adayavrusu
İki veya üç çifte kürekli küçük balıkçı teknesi.
adayış
Adama işi.
adaylık
Aday olma durumu; bir görevde yetiştirilme.
adcı
Adcılık öğretisine bağlı kimse.
adcılık
Tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş.
addedilebilme
Sayılabilme.
addedilebilmek
Sayılabilmek.
addedilme
Sayılma.
addedilmek
Sayılmak.
Köken: Ar. 'add + T. edilmek
addetme
Sayma.
addetmek
Saymak.
Köken: Ar. 'add + T. etmek
addolunma
Sayılma.
addolunmak
Sayılmak.
Köken: Ar. 'add + T. olunmak
adedî
Sayıca.
Köken: Ar. 'adedi
adedimürettep
Tam sayı.
Köken: Ar. 'aded + müretteb
adem
Yokluk.
Köken: Ar. 'adem
Âdem
Dinî inanışlara göre dünya üzerindeki ilk insan, Âdem Baba.
Köken: Ar. ādem
âdembaba
Parasız, aç, en kötü durumdaki mahkûm; afyonkeş; hayatta hiçbir şeyi olmayan kimse.
Âdemci
Âdemcilik yanlısı olan.
Âdemcilik
XX. yüzyılın başında Rusya'da ortaya çıkan bir edebiyat akımı.
âdemelması
Gırtlak çıkıntısı.
ademimerkeziyet
Yerinden yönetim.
Köken: Ar. 'adem + merkeziyyet
ademimerkeziyetçi
Yerinden yönetimci.
ademimerkeziyetçilik
Yerinden yönetimcilik.
ademiyet
Yokluk.
Köken: Ar. 'ademiyyet
âdemiyet
İnsanlık; adamlık.
Köken: Ar. ādemiyyet
âdemoğlu
İnsan.
adenit
Ak kan bezi yangısı.
Köken: Fr. adénite
adese
Mercek; kovucuk.
Köken: Ar. 'adese
adet
Sayı; tane.
Köken: Ar. 'aded
âdet
Görenek; alışkanlık; eskiden beri uyulan kural; aybaşı.
Köken: Ar. 'ādet
âdeta
Hemen hemen, sanki.
Köken: Ar. 'ādetā
adetçe
Sayıca.
adıl
Zamir.
adım
Yürümek için yapılan ayak atışı; bu atışla alınan mesafe; girişim; matematik, spor ve teknikte özel anlamlı terim.
adımbaşı
Birbirine yakın yerlerde, sık aralıklarla.
adımlama
Adımlamak işi.
adımlamak
Adımla ölçmek; bir yerde ileri geri gezinmek.
adımlanma
Adımlanmak işi.
adımlanmak
Adımlama işi yapılmak.
adımlayabilme
Adımlayabilmek işi.
adımlayabilmek
Adımlama ihtimali veya imkânı bulunmak; adımlama becerisi bulunmak.
adımlayış
Adımlama işi.
adımlık
Adım uzunluğunda olan.
adımsayar
Yürümede geçilen yerin uzunluğunu ölçmek için ayağa veya bele takılan alet.
adına
Bir şeyin veya bir kimsenin namına, hesabına, yerine.
Adıyaman
Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.
Adıyamanlı
Adıyaman ilinden olan kimse.
Adıyamanlılık
Adıyamanlı olma durumu.
adi
Değersiz, sıradan; aşağılık; bayağı.
Köken: Ar. 'ādī
adil
Adaletle iş gören, hakkı yerine getiren.
Köken: Ar. 'ādil
adilane
Hakça.
Köken: Ar. 'ādil + Far. -āne
Adilcevaz
Bitlis iline bağlı ilçelerden biri.
adileşebilme
Adileşebilmek durumu.
adileşebilmek
Adileşme ihtimali bulunmak.
adileşiverme
Adileşivermek durumu.
adileşivermek
Çabucak bayağı bir duruma gelmek.
adileşme
Adileşmek durumu.
adileşmek
Adi bir duruma girmek, bayağılaşmak.
adileştirme
Adileştirmek işi.
adileştirmek
Adileşmesine yol açmak.
adilik
Bayağılık, düşüklük, aşağılık.
adillik
Adil olma durumu.
adisyon
Hesap.
Köken: Fr. addition
adlandırabilme
Adlandırabilmek işi.
adlandırabilmek
Adlandırma, ad verme ihtimali bulunmak; adlandırmaya gücü yetmek.
adlandırılabilme
Adlandırılabilmek işi, isimlendirilebilme.
adlandırılabilmek
Adlandırılma, ad verilme ihtimali bulunmak, isimlendirilebilmek.
adlandırılış
Adlandırılma işi, isimlendiriliş.
adlandırılma
Adlandırılmak işi, isimlendirilme.
adlandırılmak
Adlandırma işi yapılmak, isimlendirilmek.
adlandırım
Adlandırma işi.
adlandırış
Adlandırma işi, isimlendiriş.
adlandırıverme
Adlandırıvermek işi, isimlendiriverme.
adlandırıvermek
Çabucak adlandırmak, ad koymak, isimlendirivermek.
adlandırma
Adlandırmak işi, isimlendirme.
adlandırmak
Çağırmak veya anmak için bir canlıya, bir yere, bir şeye ad vermek.
adlanma
Adlanmak durumu, isimlenme.
adlanmak
Kendisine ad verilmek; kötü ün kazanmak.
adlaşma
Adlaşmak durumu, isimleşme.
adlaşmak
Ad durumuna gelmek, isimleşmek.
adlaştırma
Adlaştırmak işi, isimleştirme.
adlaştırmak
Ad durumuna getirmek, isimleştirmek.
adlı
Adını taşıyan, isimli; ünlü.
adlılık
Adlı olma durumu, isimlilik.
adli
Adaletle ilgili.
Köken: Ar. 'adli
adliye
Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları; bu işlerin görüldüğü resmî yapı.
Köken: Ar. 'adliyye
adrenalin
Hekimlikte kullanılan, kan şekerinin yükselmesine yol açan böbrek üstü bezi salgısı.
Köken: Fr. adrénaline
adres
Bir kimsenin oturduğu veya kurumun bulunduğu yer; sık gidilen veya hedef gösterilen yer.
Köken: Fr. adresse
adsal
Adla ilgili, ad niteliğinde olan.
adsız
Adı olmayan; tanınmayan; eski Türklerde adını taşıma hakkını yitirmiş delikanlı.
adsızlık
Adsız olma durumu, isimsizlik.
advertorial
Tanıtıcı reklam.
Köken: İng. advertorial
aerobik
Tempolu müzik eşliğinde yapılan jimnastik türü.
Köken: İng. aerobic
aerodinamik
Havanın cisim üzerindeki etkisini ve gazların hareketini inceleyen bilim; bu alanlarla ilgili.
Köken: Fr. aérodynamique
aeroloji
Hava araştırmaları bilimi.
Köken: Fr. aérologie
aerolojik
Aeroloji ile ilgili.
Köken: Fr. aérologique
af
Bir suç, kusur veya hatayı bağışlama; görevden çıkarılma.
Köken: Ar. 'afv
afacan
Zeki ve yaramaz çocuk.
afacanlaşma
Afacanlaşmak durumu.
afacanlaşmak
Yaramazlaşmak, yaramaz, ele avuca sığmaz duruma gelmek.
afacanlık
Afacan olma durumu, yaramazlık.
afak
Ufuklar.
Köken: Ar. āfāk
afakan
Hafakan.
Köken: Ar. hafakan
afaki
Gereksiz, önemsiz; bir kaynağa dayanmayan, hayali.
Köken: Ar. afaki
afakilik
Nesnellik.
afal
Şaşkın, dağınık, ne yapacağını bilmez.
afallama
Afallamak durumu.
afallamak
Şaşkınlıktan sersemleşmek.
afallaşma
Afallaşmak durumu.
afallaşmak
Şaşkınlık içinde kalmak, şaşırıp bir şey yapamaz olmak.
afallaştırma
Afallaştırmak işi.
afallaştırmak
Şaşkınlık içinde bırakmak, birini şaşırıp bir şey yapamaz duruma sokmak.
afallatma
Afallatmak işi.
afallatmak
Şaşkınlığa düşürerek sersemleştirmek.
afallayış
Afallama durumu.
afat
Afetler.
Köken: Ar. āfāt
afazi
Söz yitimi.
Köken: Fr. aphasie
aferist
Dalavereci.
Köken: Fr. affairiste
afet
Doğa olaylarının sebep olduğu yıkım; kıran; çok kötü; güzelliğiyle şaşırtan kadın; dokularda bozukluk.
Köken: Ar. āfet
afetzede
Afete uğramış, afet görmüş kimse.
Köken: Ar. afet + Far. -zede
affedebilme
Bağışlayabilme.
affedebilmek
Bağışlayabilmek.
affedilebilme
Bağışlanabilme.
affedilebilmek
Bağışlanabilmek.
affediliş
Bağışlanış.
affedilme
Bağışlanma.
affedilmek
Bağışlanmak.
Köken: Ar. 'afv + T. edilmek
affediş
Bağışlayış.
affetme
Bağışlama.
affetmek
Bağışlamak; hoşgörüyle karşılamak; bir görevden çıkmasına izin vermek.
Köken: Ar. 'afv + T. etmek
affettirebilme
Affettirebilmek işi.
affettirebilmek
Bağışlanmayı sağlama ihtimali bulunmak.
affettiriş
Bağışlatış.
affettirme
Affettirmek işi.
affettirmek
Bağışlanmasını sağlamak.
Köken: Ar. 'afv + T. ettirmek
affettuoso
Bir parça yumuşak ve duygulu bir biçimde çalınarak.
Köken: İt. affettuoso
affeyleme
Affeylemek işi.
affeylemek
Affetmek.
Köken: Ar. 'afv + T. eylemek
affolma
Bağışlanma.
affolmak
Bağışlanmak.
Köken: Ar. 'afv + T. olmak
affolunabilme
Affolunabilmek işi.
affolunabilmek
Bağışlanma ihtimali bulunmak.
affolunma
Affolunmak işi.
affolunmak
Bağışlanmak.
Köken: Ar. 'afv + T. olunmak
Afgan
Afganistan halkından veya bu halkın soyundan olan kimse.
Afganlı
Afgan.
afi
Gösteriş, çalım, caka.
Köken: Rum.
afif
İffetli erkek.
Köken: Ar. 'afif
afife
İffetli kadın.
Köken: Ar. 'afife
afifelik
İffetlilik.
afiflik
İffetlilik.
afili
Gösterişli, çalımlı.
afis
Gümüş balığının küçüğü.
Köken: Rum.
afiş
Duyurmak veya tanıtmak için hazırlanan, genellikle resimli duvar ilanı.
Köken: Fr. affiche
afişçi
Afiş yapan veya asan kimse.
afişçilik
Afişçinin yaptığı iş.
afişe
Afişe etmek ve afişe olmak birleşik fiillerinde geçen söz; açıklanmış.
Köken: Fr. affiché
afiyet
Hasta olmama durumu, sağlık, esenlik.
Köken: Ar. 'āfiyet
afiyetle
Ağız tadıyla, keyifle.
afoni
Ses yitimi.
Köken: Fr. aphonie
aforizm
Özdeyiş.
Köken: Fr. aphorisme
aforizma
Özdeyiş.
Köken: Fr. aphorisme
aforoz
Hristiyanlıkta cemaatten kovma cezası; darılıp ilgiyi kesme.
Köken: Rum.
aforozlama
Aforozlamak işi.
aforozlamak
Aforoz etmek, kovmak.
aforozlanma
Aforozlanmak işi.
aforozlanmak
Aforozlama işi yapılmak.
aforozlu
Aforoz edilmiş, kovulmuş, uzaklaştırılmış.
Afrika
Dünya üzerinde yer alan kıtalardan biri.
Afrikalı
Afrika kökenli olan veya Afrika'da yaşayan kimse.
Afrikalılık
Afrikalı olma durumu.
afrodizyak
Cinsel duyguları veya isteği uyaran veya artıran madde.
Köken: Fr. aphrodisiaque
afsun
Büyü.
Köken: Far. efsūn
afsuncu
Büyücü.
afsunculuk
Büyücülük.
afsunlama
Büyüleme.
afsunlamak
Büyülemek.
afsunlanma
Büyülenme.
afsunlanmak
Büyülenmek.
afsunlu
Büyülü.
Afşar
Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri, Avşar.
Afşin
Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri.
aft
Ağız mukozasında görülen ufak, kirli sarı lekeler.
Köken: Fr. aphte
aftos
Gönül eğlendiren kimse.
Köken: Rum.
afyon
Haşhaş kapsüllerinden sızan, içinde morfin, kodein vb. uyuşturucular bulunan madde.
Köken: Ar. āfyūn
Afyonkarahisar
Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.
Afyonkarahisarlı
Afyonkarahisar ilinden olan kimse.
Afyonkarahisarlılık
Afyonkarahisarlı olma durumu.
afyonkeş
Keyif için afyon yutan veya çeken, afyon tiryakisi olan kimse.
Köken: Ar. afyūn + Far. -keş
afyonkeşlik
Afyonkeş olma durumu.
afyonlama
Afyonlamak işi.
afyonlamak
Afyon vererek uyuşturmak, uyutmak; mecazen telkin yoluyla doğru düşünmesini önleyerek zararlı bir yola sürüklemek.
afyonlanma
Afyonlanmak işi.
afyonlanmak
Afyonlama işi yapılmak.
afyonlu
İçinde afyon bulunan; afyon yutmuş; dalgın, uyuşmuş.
Ag
Gümüş elementinin simgesi.
Köken: kim.
agâh
Bilir, bilgili; haberli.
Köken: Far. āgāh
agâhlık
Agâh olma durumu.
agami
Borazan kuşu.
Köken: Rum.
aganta
Yisa veya laçka edilmekte olan halat/zincirin kısa süre elde tutulması emri.
Köken: İt. agguanta
agaragar
Deniz yosunlarından çıkarılan jelatin türü.
Köken: Malaya dilinden
agel
Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağladıkları yünden örülmüş kalın çember bağ.
Köken: Ar. 'agel
agitato
Canlı ve coşkulu bir biçimde çalınmak.
Köken: İt. agitato
aglütinasyon
Kümeleşim.
Köken: Fr. agglutination
aglütinin
Serumda meydana gelen ve pıhtılaşmaya sebep olan antikor.
Köken: Fr. agglutinine
agnosi
Tanısızlık.
Köken: Fr. agnosie
agnostik
Bilinemezci; bilinemezcilikle ilgili.
Köken: Fr. agnostique
agnostisizm
Bilinemezcilik.
Köken: Fr. agnosticisme
agnozi
Tanısızlık.
Köken: Fr. agnosie
Agop
Agop'un kazı gibi bakmak deyiminde geçen bir söz.
agora
Yunan klasik devrinde halkın toplandığı alan, halk meydanı.
Köken: Rum.
agorafobi
Alan korkusu.
Köken: Fr. agoraphobie
agraf
Kopça.
Köken: Fr. agrafe
agrafi
Yazma yitimi.
Köken: Fr. agraphie
agrandisman
Büyültme.
Köken: Fr. agrandissement
agrandisör
Büyülteç.
Köken: Fr. agrandisseur
agrega
Katışmaç.
Köken: Fr. agrégat
agreman
Uygunluk.
Köken: Fr. agrément
agresif
Saldırgan.
Köken: Fr. agressif
agresiflik
Saldırgan olma durumu.
agronomi
Çiftçilikle ilgili bilgilerin araştırıldığı bilim dalı.
Köken: Fr. agronomie
agu
Süt çocuklarının neşelendikleri zaman çıkardıkları ses.
agulama
Agulamak işi.
agulamak
Bebek “agu” diye ses çıkarmak.
aguş
Kucak.
Köken: Far. āğūş
İplik, sicim, tel vb. şeylerden kafes biçiminde örgü; örümcek örgüsü; şebeke; tuzak; spor filesi.
ağa
Geniş toprakları olan varlıklı kimse; saygı unvanı; ağabey; cömert kimse; koca; Osmanlı'da resmî san.
ağababalık
Ağababa olma durumu.